Abu Viçe vadisi, Fındıklı Çağlayan Deresi 31/03/2017


Abu-Viçe
Doğu Karadeniz’de Saklı bir Vadi…


Her vadisi başka bir kültür olan Doğu Karadeniz’de, ayrıntısı pek bilinmeyen, belki de adını ilk defa duyduğunuz  bir vadiyi “Abu-Viçe”yi sizlere naçizane tanıtmaktır bu yazının amacı. Vadi ismini sahilde bulunan Fındıklı ilçesinden alır; “Viçe” Fındıklı’nın eski ismi, “Abu” ise arapçada su-hayat anlamına gelmekte. Fındıklı sahilinden denize ulaşan büyük dere yatağı ile başlayan Abu-Viçe Vadisi Çağlayan, Aslandere, Beydere köyleri ve devamında bakir topraklarıyla iç kısımlara doğru devam eder.

Genel olarak Doğu Karadeniz’deki diğer vadilerden nispeten daha kısa olan bir coğrafyadır burası. 3500 metreyi bulan havza sınırının sonundaki Kaçkar Dağları uzantısı Marsis Dağı ile derenin denize döküldüğü yer arasında 30 km bulunmakta. Bu kot seviyesi, havzada toplanan suyun debisi yüksek bir şekilde aşağıya doğru hızla akmasına neden oluyor. Günümüzde vadinin “Çağlayan” olarak anılmasının sebeplerinden biri de budur; ayrıca vadi girişinde bulunan Çağlayan Köyü de bu ismi almasında etkendir.


Doğal yaşam adına oldukça zengin olan vadiye dair ilk keşfim 2003 yılında bir dostumla birlikte Marsis Zirve’sine gidişimde vadiyi yukarıdan aşağı katettiğimde oldu. Derenin akış yönünde ilerledikçe vadinin vahşi yapısı ve bozulmamış doğasından etkilenmemek mümkün değildi. Bu keşif belleğimizde unutulmaz anılar ve dostluklar bıraktı. Zira Topçu Osman Amca, Balcı Mustafa Abi ve bilimum yöre insanı ile ilişkimiz helen hasretle devam etmekte.
Topçu Osman Amca

Bu vadiyi bu kadar farklı yapan, diğer vadilerden ayıran özelliği sadece doğası ile sınırlı değil. Çağlayan yani Abu-Viçe Doğu Karadeniz’de vadi tabanında geniş düzlüklere sahip olan nadir yerleşimlerden biridir. Sahilden 5 km içerde eski yerleşimin merkezi olan mahalleleri ve geleneksel Laz evlerin en güzel örneklerini görmek mümkündür. Osmanlının son dönemlerinde, 1800’lü yıllardan sonra Karadeniz sahillerinde oldukça sık korsancılık faaliyetleri olurdu. Bunun için halk, yaşamını tam olarak sahilde değil vadinin biraz daha iç kısımlarında, daha korunaklı olan yerlerde kurmaya başlamış, iç kısımlara kaçmış diyebiliriz. Abu-Viçe yani Çağlayan bu dönemlerde zengin mimari ögelere sahip evlerin oluşmaya başladığı bir yer olmuş. Bu konaklardan onlarcası günümüze kadar ulaşmış. Bunlardan birkaçı Okmanoğlu Konağı, Hacaloğlu Konakları, Şevket Bey Konağı, İnceler Konağı’dır.

Vadi geleneksel mimarisi
Bu ihtişamlı konaklar 1700’lerin sonlarından itibaren zenginleşen bölgede, büyük ailelerin bir arada yaşaması için, geleneksel malzeme olan ahşap ve taş malzemenin kullanılmasıyla oluşturulmuştur. Vadideki tarihi evler nispeten Doğu Karadeniz’deki diğer bölgelerden daha şanslı konumda. Evlerin miras ile bölünmeyip, tek kişiye bırakılması ve köy yaşantısının halen devam ediyor olması evlerin bakımlı bir şekilde bugüne kadar kalmasının bir nedeni olmuştur. Sahile çok yakın bir köy olması ve Fındıklı İlçesi’nde fazla yerleşim alanı bulunmadığından yöre halkı yakın tarihe kadar köydeki yaşamlarına devam etmektedir, bu da evlerin korunarak günümüze ulaşması açısından çok faydalı olmuştur. Zira hava koşullarının yaz kış çetin olduğu bu coğrafyada ahşap evler içinde yaşanmadığında sahibine küsüyor ve hızla yok oluyor.

Geleneksel Laz Evleri

Konaklarda taş ve ahşabın uyumlu kullanımı yanında dolma taş dolgu ile estetik bir görüntü elde edilmiştir. Evler genel olarak iki katlıdır fakat üç kat olarak görünen örnekler de bulunmakta. Bazı evlerde görülen cumbalar bu evlere daha özel değer katmıştır. Geleneksel Karadeniz evlerinin görüldüğü bu vadide tipik Laz evlerinin korunmuş örneklerini görmek de büyük bir ayrıcalık olmaktadır. Bu evlerin en önemli özelliklerinden biri mabeyn denilen hayat bölümünün diğer bölümlerden farklı olarak sıkıştırılmış bir toprak zemine sahip olmasıdır. Günümüzde halen bu özelliğin orijinal haliyle gözlemlenmesi yerel kültürün yüzyıllardır değişmediğinin kanıtıdır. (bknz foto 1) Yöre halkının modern dönem ev alışkanlıklarını benimsememiş olması bölgenin bakir kalmasındaki en önemli sebep olmuş, bu şekilde vadide beton yapılaşmanın önüne geçilebilmiştir. Bölgeye turistik amaçla gelen gezginler bu halden etkilenmekte haksız sayılmazlar.


2005 yılında küçük bir grupla organize tur olarak vadinin doğal alanlarını biraz daha keşfetmeye karar verdik. Vadinin gerek doğal gerek kültürel açıdan bakir manzaralarıyla birlikte büyük bir beğeniyle bitirilen tur daha sonraki dönemlerde lojistik sorunlarından dolayı devam ettirilmedi, bunun yerine vadi girişindeki insan yaşamının bulunduğu köy yerleşiminde ve geleneksel mimari dokulu evlerde ayrıntıya eğilip bu alanda daha nitelikli geziler yapmaya çalışıyoruz. Ancak bu özel gezide beni çok etkileyen bir anıyı paylaşmak istiyorum; vadinin ortasında bulunan Çatak Yaylasından aşağıya doğru özgün taş basamaklı patika yollardan inmeye başlamıştık. Bu sırada kara kovan bal peteklerinin yoğun olarak yerleştirildiği gürgenlik bir alana geldik ve sırtına sepeti ile ilerleyen Adem Abi ile karşılaştık. Adem Abi’nin elinde bir fidan vardı, bir gürgen fidanı. Kısa süren bir sohbet sonrası merak ile bu fidanı ne yapacağını sorduk. Hepimizi hayrete düşüren bir cevapla fidanı biraz yukarıya yolun kıyısına dikeceğini söyledi. Bu cevap hepimizi şaşırtmıştı; böylesine yoğun orman dokusunun olduğu bu coğrafyada, 15 kilometreyi aşkın bir patika yol boyunca bir fidan taşımak ve bunu daha önce belirlediği yere çocukları için dikmek, müthiş bir erdem! Bu olay o zamandan beri aklımdan çıkmadı ve vadiyi benim için özel yapan onlarca sebebin yanına bir tane daha eklenmiş oldu.


Abu-Viçe Vadisi Aslandere Köyü’nden itibaren doğal yapısıyla Marsis zirvesine kadar devam eder. Vadi Gürcüdüzü denilen mevkiden itibaren geçilmesi zor bir kanyon şekline bürünür. Şu an Doğu Karadeniz coğrafyasında vadi tabanı boyunca yol olmayan nadir bölgelerden biri olmasının sebebi belki de doğaya savaş açan insanlara zor koşullar sunarak kendini korumaya çalışmasıdır. Bunda başarılı olduğunu belirtmek lazım. Bu değerin bilincine varmış yöre halkı ise yaylalarına ulaşmak için geniş bir araç yolu açmak yerine alternatif rotalar belirlemişler ve günümüze kadar vadinin doğal yapısını korumayı başarmışlar. Böylelikle vadide bulunan yüzyılar boyunca döşenmiş taş basamaklı patikalar kendini koruyabilmiştir. Vadide bulunan taş basamaklar, Gürcü düzü ve Marsis doruğu birçok efsaneyi içinde barındırmaktadır. Bu efsanelerin her biri ayrı bir yazın nedeni olabilir belki. Kim bilir belki başka bir sayıda bu efsaneleri işleriz.

Şimdilerde Abu-Viçe Deresi için en tehlikeli tehdit olan HES (Hidro Elektrik Santrali) çalışmaları yeniden gündemde. 2007 yılından itibaren bölgede yapılmaya çalışılan HES’ler yöre insanları tarafından şiddetle karşı çıkılarak engellenmiştir. Bu öyle güçlü bir engel olmuştur ki su kullanım hakkını satın alan kurum “HES Girişimci Mağdurları”  adında bir dernek kurmuş ve bölge insanını suçlamaya kalkmışlardır. Bölgede gerçekleşen Hes karşıtı birliktelik ve mücadele süreci diğer vadilere önemli bir örnek olmuştur ancak Hes tehdidi halen devam etmektedir. Bu bağlamda vadinin diğer HES mağduru vadilerle dayanışması ve her anlamda toplumun her kesiminden destek alması çok önemlidir.

Anti HES mücadelesi sonucu vadinin doğal yapısının bozulmamış olması, geleneksel yapıların korunması, vadide tarımsal üretim yapan çay ve kivi üreticilerinin organik tarım teşebbüsleri ve her geçen gün gelişen doğa turizm potansiyeli vadinin geleceğini oldukça parlak göstermekte. Vadi doğal korumacı yapısıyla birlikte doğru planlamalar çerçevesinde sürdürülebilir turizm, organik tarım ve tarım turizmi konusunda girişimlerin başladığı parlak bir ivme sergilemektedir. Bu girişimler HES kurulması ile bölgeye istihdam sağlayacağını ifade edenlere en iyi cevaptır...

Cevdet OĞUZ
cevdet@tamzaratur.com
Bu yaz Doğa Karadeniz Dergisinde yayınlanmıştır.

 

Diğer Blog Yazılarımızdan