|
14 Ağustos 2005
Trabzon’a
indiğimizde çok güzel bir hava bizi karşıladı. Toplam 8 kişiyiz. Önce
Ganita Çay Bahçesine oturduk, manzarası çok güzel ve hava alanına çok
yakın
bir çay bahçesi. Ayasofya Müzesi’ni gezdikten sonra Akçaabat Köfte
Salonu’nda köftelerimizi yedik. Ardından Sera Gölü, Zagnos Köprüsü, St.
Anna (Ayvasıl) kilisesini, Gülbahar Hanım Cami ve Medresesini, Trabzon
Müzesi’ni Atatürk Köşkünü ziyaret ettik.
Arnavut
kaldırımlı yemyeşil ve tertemiz bir şehir Trabzon, Boztepe, Cephanelik,
Kızlar Manastırı gördüğümüz diğer yerlerdi.
Günün
yorgunluğunu Trabzon’u kuş bakışı izleyerek semaverde demlenmiş, kıtlama
şekerlerle içtiğimiz çayla attık.
Coşandere’de
konakladık.
15 Ağustos 2005
Coşandere’de çok konforlu
bir geceden ve kahvaltıdan sonra Sümela manastırına doğru yola
çıkıyoruz.
Manastır, 13yy.’da inşa edilmiş, kütüphane ve eğitim birimlerinde
oluşuyor. Kemençe çalarak horon tepen bir grup Rum’u görmek heyecan
vericiydi.
Asırlarca önce bu
topraklarda yaşamış, ruhunu terbiye etmiş bir kültürün izlerini sürmek
çok etkiliydi. Daha sonra uzun Ali’nin dağlardaki sulardan trafo
yardımıyla elektirk elde ettiğini gördük.
Şimdi Dilaver’in
yerindeyiz. Biraz sonra Santa bölgesine doğru yola çıkacağız.15 – 20
hanelik bir yerleşim yeri. Evler taştan yapılmış ve çatıları kurşun.
Çevrede birçok kilise var, sırtımı güneş ısıtıyor. Ayaklarımı tepeden
sarkıttım, insanı bunaltmayan serin bir rüzgâr var. Yalnızca doğanın
sesi hâkim buralara.
Yeşil dağların
arasından yılan gibi süzülen yollar geçiyor. Her tepenin yanında farklı
yerleşim yerleri görülüyor.
Dilaver’in
yerinde öğlen kumanyalarımızı yedikten sonra Krom Vadisine
doğru yola çıktık. Karaca Mağarası sarkıt, dikit ve tavan boylarının 145
bin yılda oluşması sebebiyle, şuan yeryüzünde eşi bulunmayan bir
mağaraymış. Mağara
boşluğu 15 bin yılda tamamlanmış. Sarkıt ve dikitlerin 1 cm. uzaması bu
bölge için 10 yılmış. Mağara Gümüşhaneli jeoloji mühendisi tarafından
bulunmuş.
Kral pestil ve
kömesini gerek ikramları gerekse nazik yaklaşımlarıyla bizi çok
sevindirdiler. Akşama Coşandere’ye geri döndük.
16 Ağustos 2005
Yolculuğumuzun
3. günüdeyiz. İsrailli misafirlerimizde aracımıza sıkıştırdıktan
sonra
Vaselon Manastırı’na doğru yola çıktık. Vaselon Manastırı’nın yürüme
parkuru çok güzel. Manastır, Sümela’dan 150 yıl daha eski… Manastırın
hali içler acısıydı. Bakımsızlık ve vandalizmin hazin örneklerindendi.
Koru Tesislerinde taze
mezgitlerimizi afiyetle yedik.
Şu an Kastel
konağındayız. Konağın
kapı ve tavan
işlemeleri mükemmeldi. Uzun göle doğru yola çıktık. Şu an Ayderdeyiz
Doğa’da harika yemekler yedikten sonra İstanbul Pansiyon’a vardık.
Burası ahşap, çok şirin bir ev görünümünde… Ayder deyince aklıma Reis ve
onun unutulmaz sohbetleri geliyor aklıma.
17 Ağustos 2005
Sabah 6’da çok
dinç ve huzurlu bir şekilde uyandım. Battaniyeye sarılıp dışarıda “Aylak
Adam” adlı kitabımı bitirdim. Sonra Reis geldi 8’e kadar sohbet ettik.
Doğanın insana bu kadar iyi geldiğini ve insana en yakın şeyin doğa
olduğunu beklide ilk kez bu kadar iyi anladım.
"Ogzala"nın
Lazca “yürümek” anlamına geldiğini öğrendim. Daha öğrenecek çok şey
vardı elbette.
Reis gece eğlencesi için
“Nehir akar kum kalır.”dedi. (eğlencenin başında herkes çok oynar ama
gecenin sonunda doğru az ve öz bir grup kalır.)ne kadar güzel bir
benzetme. Şimdi Kavron Yaylasına oradan da Çengovit Göllerine doğru
gideceğiz.
Aşağı
yukarı 14 km. yol yürüyerek tamamladık. 2800 m’ye çıktık ve ben ilk kez
bir buzul gölünde hayatımın en soğuk ve en güzel yüzüşünü
gerçekleştirdim.
Çok keyifli bir yolculukla
aşağı indiğimizde Reis’le Kaç-Gel Pansiyon’a uğradık. İlk tulumu, tüfek
atışını ve Uğur Yücel’le merhabalaşmayı 20 dakikalık bir sürede orada
yaşadık.
Doğa’da yine
tadına doyum olmayan Karadeniz yemeklerini yedik. Çise Cafe
Restourant’ta tulumla tanışıklığımızı arttırıp horon tepmeye kadar işi
ilerlettik.
Müziği, dansı,
yaşamayı, gülmeyi, bu kadar seven bir kültürle tanışmak çok heyecan
vericiydi.
Reis’in kemençe
konserini de unutmamak gerekir. Yorulmak sözcüğü bu insanların
sözlüğünde yok.
18 Ağustos 2005
Sabahleyin biraz gecikmelide
olsak yola çıktık. Bu günkü rotamız Çat, Zilkale… Köprü
üstünde çamlı Hemşin konaklarını izleme şansımız oldu. Bu konaklarda
köklü ve büyük
aileler barınıyormuş. Yol üstünde Atatürk’e suikast girişiminde bulunan
Ziya Hurşit’in evini de gördük.
Palovit
Şelalesi’ni sözcüklerle anlatabilmekte zorlanıyorum. Su sesi gökkuşağı
bir yeryüzü cenneti…
Çağlayan
Köyü’nde geleneksel Karadeniz evlerini göreceğiz. Akşam Arhavi’de
konaklayacağız.1969’ yapılmış olan şenyuva köprüsünü de gördük. Bu
bölgede bolca teleferikli ev var.
19 Ağustos 2005
Şuan Sarp Kara Hudut
Kapısındayız. Gudeli sepetlerinde meyveler satıyorlar. Meyve toplamak
için kullanılan bu sepetler V şeklinde ve ucunda ahşap bir kancası var.
Maçaheldeyiz
(Camili), bir gürcü köyü. Köyün aynı zamanda imamı da olan Hüseyin Amca
bize bal ve balcılık üzerine çok keyifli bilgiler verdi. Akşama Kara Göl
de konakladık. Burası beni ençok etkileyen yerlerin başında geliyor.
Gece ateş yakıldı. Kurbağalar senfoni orkestrasının eşliğinde gölün
yanında Gürcü Şaraplarımızı, çay ve ıhlamurlarımızı yudumlarken, Doktor
Bey’in sohbetleriyle gecenin nasıl geçtiğini gerçekten anlayamadım.
Sabahleyin
gülümseyerek kalktım. Göl kıyısında çok keyifli bir kahvaltı yaptık.
Yusufeli’ne doğru yola çıktık. Rehberimiz Taner bugün başka bir grubu
karşılamak üzere aramızdan ayrılacak. Yol üzerinde Dört Kilise’yi de
gezdik. Tahta asma köprünün yanındaki otelimize yerleştik.
Grupça çok hoş
bir uyum ve dinamizm kazandık. Sohbetlere doyum olmuyor. Akşam
yürüyüşünden sonra dere kenarındaki odamızda su sesinin eşliğinde son
gecemizi bitiriyoruz. Yarın geri dönüş günü.
21 Ağustos 2005
Bugün birkaç kilise
ziyaretinden sonra Erzurum’a hareket edeceğiz. Çifte minare ve
Yakutiye Camilerinin ziyaretinden sonra İstanbul yoluna çıkacağız.
Bir haftaya ne
güzel sohbetlerin, doyulmaz yerlerin, tatların sığması insana yaşamını
gözden geçirme fırsatı veriyor.Yetmeyen zaman değil bizim dünya
işlerimiz. Yalnızca tur rehberimiz değil arkadaşlarımız olan Cevdet ve
Taner’i tanımış olmak bu gezi onlarla gerçekleştirebilmiş olmanın
ayrıcalığını da hep hissedeceğim….
*Asu
Ulupınar'ın gezi güncesinden aynen alıntılanmıştır.
Asu
Ulupınar'a ve diğer tur katılımcılarımıza (dostlarımıza ) yürekten bir
kez daha teşekkür ediyoruz.
|