Ana Sayfa

| Gezi Güncesi | Çeşitli Bilgiler | Fotoğraflar |Site Haritası | Hakkımızda | İletişim
0212 251 17 63

 

       
   

Hodaçur'dan Ayder'e                                                              Maarifliler dinlenmede  Hodaçur'dan Ayder'e

"Gezimizde Karadeniz'in inanılmaz doğasını ve insanını keşfettikten sonra artık güneyin sıcak kumsalları, denizi uzak ve yabancı geliyor..."

 

Yazı: HÜRRİYET KONYAR

Fotoğralar: Sabri Aslışen

 

 ‘71 mezunu bir grup Maarifli olarak her yıl yaptığımız ve  artık geleneksel hale gelen  yaz kampımızı  bu yıl Kaçkar dağları zirvesinde gerçekleştirmeye karar verdik.

      14 kişilik grubumuz sıcak bir Temmuz günü İstanbul’dan   uçakla  Trabzon’a yağmurlu bir öğle zamanı  vardık.  Tamzara Tur rehberliğinde Cevdet (Oğuz), Sabri (Aslışen)ve Ömer (Kuyumcu)‘den oluşan üç kişilik dağ rehberleri ile başlayan yolculuğumuzun ilk hedefi,  Rize, İkizdere yolu üzerinden İspire oradan da 1800 metre yüksekliğindeki şimdiki adı Sırakonaklar eski adı Hodaçur olan yerde kamp yapmak olacak.     Trabzon havaalanından Sırakonaklar'a doğru yol alırken, yol üzerinde bir balık lokantasında nefis mezgit tava ve üzeri bol fındıklı sütlaçlarla karnımızı doyurduk. Bu arada  Samsundan sabah yola çıkıp burada bize katılan arkadaşımızla birlikte grup sayımız şimdi 15 kişi oldu.

Akşamın karanlığında rehberlerimizin yardımıyla  çadırlarımızı kurduk. Matlarımızı, uyku tulumlarımızı serdik. Üstümüze akşam serinliği için daha kalın bir şeyler giydikten  sonra  akşam yemeği için hazırlanan karpuz, peynir ve sucuk ekmekli kahvaltı sofrasında yarın yürüyeceğimiz yolu konuştuktan sonra  günün yorgunluğu ile  hemen çadırlarımıza girip uyuduk.

   Sabah erken uyandık. Yanda akan derenin gürültüsü  sessizliği bozarak biteviye akıyor. Köyde oturan yaşlı Ali bey bizi ziyarete geldi. Onun rehberliğinde bir alıştırma yürüyüşüne çıkacağız. Cevdet bizlere neler giymemiz gerektiğini , yanımıza ne almamız gerektiğini söyledikten sonra minibüse binip yakındaki köyde indikten sonra, Soğanlı yaylasına kadar sürecek olan yürüyüşümüze başlıyoruz.

 

Rize/İkizdere üzerinden İspire doğru uzanan yolculuk boyunca çay tarlalarını ve akan dereleri gördükçe kurak İstanbul manzaraları artık hafızamızdan silinmeye başlıyor. Bu yolculuk aslında pek çok şeyi hafızadan silecek gibi görünüyor. Yeşilin güzeli suyun bolluğu, fışkıran doğa insanı başka bir zaman ve mekan boyutuna taşıyor.  

   İspir’e giderken birdenbire artan yağmur ve düşen ısı ile birlikte dağın acımasız yüzünün ne kadar da yakın olabileceğini hissetmeye başladık. İspire geldik doğanın doğuya yönelik kıraçlaşmaya doğru değişen yüzü burada daha çok ortaya çıkıyor.   Karadeniz'in sık ve bol yeşilini gözümüz aramaya başladı. İhtiyaç molasından sonra akşam olmaya başladı yola devam ediyoruz. Sırakonaklar'a  varmaya az kaldı. Yüksek kahverengi taşların sanki üst üste yığılması ile oluşmuş dağlar ve bunların arasından bazen coşarak bazen de durgun biçimde  akıp giden Çoruh nehri boyunca yol alırken yol boyunca tek bir araca rastlamıyoruz. Sanki boşlukta gider gibiyiz. Aracımızda hem  yorulmuş ve hem de nasıl bir yere gideceğimiz merakı içinde  Yavaş yavaş akşam olurken, üstünde tahta bir köprü bulunan nehrin yanında aracımız durdu. Rehberimiz Cevdet geldik dedi. Aracımızdan eşyalarımızı yüklenip tahta köprü üzerinden nehri geçerek karşı kıyıya ulaştık. Hodaçur yada Sırakonaklar, eski bir Ermeni yerleşim yeri. Ermenilerden kalma birkaç taş ev,  ve bir şimdi camii olan bir de kilise bulunuyor.   

Yürüyüş köyün içinden geçip eski ermeni taş evlerinden bozma  şimdiki köy evlerini gördükten sonra yukarıya doğru hafif bir çıkışla başlıyor. Çoğunlukla yolu rahat çıkarken geride kalanlar da yavaş yavaş yol alarak yürüyüşü tamamlamaya çalışıyor. Ancak daha yukarıya doğru çıkarken hiç çıkamayacak olanların da olduğu ortaya çıkıyor. Cevdet bu yürüyüşün aslında yarınki dağa çıkış yürüyüşü için bir hazırlık oluşturduğunu ve yarınki dağa  daha rahat çıkacağımızı  söylüyor. Ayrıca bu yüksekliğe vücudun da biraz daha alışmış olacağını da ilave ediyor.  Bu durumda  yarınki yürüyüş de bir kişi eksik olarak yürüyeceğiz. Soğanlı yaylası yakınlarına kadar geldik. En tepede karların altından suların akmaya başladığı ancak henüz karın bir köprü gibi yolu kapladığı bir yerde durarak öğle yemeğimizi yedikten ve dinlendikten sonra yavaş yavaş  inişe geçtik.Yol boyunca henüz meyveye geçmemiş frambuazlar, sarı kantaronlar tanıdık çiçekler olarak karşımıza çıkarken daha bilmediğimiz ve hayranlıkla seyrettiğimiz pek çok çiçek, böcekle tanıştık.

Günün yorgunluğu ve sıcaklığı ile kampa varınca çağıldayarak akan derede yıkanmak güzel oldu. Su tabiî ki çok soğuktu ve bu soğukluğa dayanabilen içimizden sadece iki kişi çıktı. Akşam yemeğinde Sabri tereyağlı pilav yaparak bizi ödüllendirdi.Günün yürüyüşünün değerlendirmesi ve ertesi günün yorucu yol koşullarını tartıştıktan sonra yorgunluktan hemen uyuduk.

  Ertesi gün Kaçkar dağına çıkmak için yürüyüş hazırlıklarına başladık. Çadırlarımızı toplayıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra bizimle dağa çıkamayacak olan arkadaşımızı en yakın köydeki tanıdıklara teslim ettikten sonra Davalı Yaylasına doğru sürecek olan yürüyüşümüz başladı. Sulu bir zeminde başlayan yürüyüş yavaş yavaş yerini dağ, kaya taş bir zemine bırakırken yol boyunca hayvanlarını otlatan yaylacıları izleyerek devam ettik. Davalı yaylasına geldiğimizde eşyalarımızı katırlarla Kaçkar'a taşıyacak köylülerin evine misafir olduk. Taze demli çaylar, ocaktan yeni çıkmış kaymaklı pide ve kaymaklı muhlama sofrada bizi bekliyordu. Tabii ki tadına doyulmaz bir lezzet ve unutulmayacak  anlarla dolu bir yemek oldu bizim için. En güzel şey ise, henüz turistikleşmemiş bu yöre insanının size  yaklaşımındaki doğallık ve içtenlik oluyor. Kendinizi çok çabuk sıcak bir yuva içinde samimi ve  içten duygular içinde bulabiliyorsunuz.

Sabah saat 10.00’da başlayan yürüyüşümüz Davalı yaylasından Kaçkar dağına doğru çıkışla devam ediyor. Devamlı olarak çıkıyoruz. Önce dik bir tepe ardından yavaş yavaş eğimi azalan ama devamlı olarak çıkmak ve aşmak zorunda olduğumuz tepeler var. Akşama doğru saat 18.00 civarında yürüyüş ekibinin bir kısmı  kamp alanına  varırken  bir kısmı da varmak üzere çoğu yolu kat etmiş bulunuyor. Yorgunluk çok fazla ancak yürüyüş temposu, nefesin ayarlanması, mesafe tahmini gibi durumları kazanmaya başlıyoruz. Yine de yüksekliğin getirdiği nefes problemlerinin yaşanması kaçınılmaz oluyor.

  Akşam Kaçkarın zirve eteklerindeki 3300 metre yükseklikteki Deniz gölüne vardığımızda kampın kurulduğunu çadırlarımızın yapıldığını görünce öyle sevindik ki yorgunluğumuzu bir anda unutup çorba yapmaya giriştik. Kampın yanında bir krater gölü  var ve bu gölden gelen bir de dere akıyor. Derenin kenarlarında taze soğanlar akşam salatasında nefis tatlara dönüşüveriyor.

 

Akşam buz gibi karanlığını düşürünce soğuğun sertliğini daha iyi anlıyoruz. Üstümüze kalın kazak, polar ne varsa giydikten sonra kapalı yemek çadırında günün menüsü olan sıcak çorba, soğan salata, derede avlanmış alabalık ile karnımız doyuyor. Gecenin soğuğuna çıkmaya cesaret etmezken dışarıya çıkıp ta gökyüzüne bakınca işte asıl o zaman en güzel gece ile karşılaşıyoruz. Tüm gökyüzü delirmiş gibi yıldızlarla dolu ve bir o yana bir bu yana giden kayan yıldızlarla dolu olarak başımızı gökyüzünden indiremiyoruz. Böyle bir gökyüzü ancak buradan görülebilir diyerek uzun bir müddet kayan yıldızlarla oyun oynuyoruz. Özgürlüğümüzü daha fazla hissettiğimiz bir oyun. Tehlikeli , gerçek ve güzel ve en önemlisi erişilmesi güç bir şey olarak gözlerimizle tuttuğumuz bir şey.  

  Gece, soğuk oldukça fazla. Sıfırın altına inen soğukta kalın giysiler ve uyku tulumlarına rağmen üşümemek elde değil. Sabah gölün buz tutmuş olduğunu gördük.

  Ertesi günün özelliği, Kaçkar dağının zirvesine deneme tırmanışı yapmaktı. Daha önce aldığımız haberlerden dağın bu sene olağanüstü bir kar yağışı özellikle de Nisan ayında yağan karın erimemesi nedeni ile  hala dağın zirvesinde buzlu karın  olmasıydı. Bizler dağcı değildik ama yine de dağın zirvesine en azından çıkabileceğimiz noktaya kadar çıkmak istiyorduk. Rehberlerimiz bu konuda bize yardımcı olacaklardı.

  Sabah yine Cevdet’in  yanımıza neler alacağımız, neler giyeceğimize kadar dikkat edilmesi gereken durumları bize anlatması ile güne başladık. Bir kısmımız ise, zirve çıkışı için çok yorgun olduklarını belirterek kampta kalmayı tercih etti. Zirve çıkışı yapacak olanlar da, rehberlerimiz Cevdet , Sabri ve Ömer ile birlikte yola koyulduk. Dağın çıkışı oldukça karlı olmasına karşılık karşımıza uzun bir buz kütlesi  çıkana kadar epeyce ilerleyebildik ama bu buz kütlesi sadece bizi değil buraya gelen daha profesyonel dağcıları da çıkmaktan caydırdı. Oldukça riskli olan bu kütlenin aşılması deneyimli ve teçhizatlı olmayı gerektiriyordu.Buradaki eksikliklerle içimizden sadece 3 kişi zirve tırmanışı denemesine girişti. Arkadaşlarımız , 3650 metreyi bulan balkon denilen yere kadar gittikten daha fazla gitmenin riskli olacağını anlayıp  geri dönme kararı alarak kampa döndüler.

 Dönüş yolu sonunda kampın yanındaki krater gölü yürüyüşçülere uzun ve yoruyucu yürüyüşten sonra serinlemek için iyi geldi ise de derin soğukta yüzmek   mümkün değil.  

   Akşamı kampın karlı tepesinde, güneşi yudumladığımız içkilerimizle batırıyoruz. Bugün de yorucu ama o kadar da doğaya yakınlaştığımız bir gün oldu. Gece her zamanki gibi ışıl ışıl bir  gökyüzü ile tepemizde asılı duruyor.  

    Ertesi gün  aynı güzergahtan geri döneceğiz. Davalı yayla geçidinden , güneyden kuzeye doğru yarımay şeklinde sürecek bir geçişle 3310 metre yükseklikteki Kavron aşıtına gideceğiz. Burayı geçtikten sonra Erzurum-Rize arasındaki Kavrun yaylasına ineceğiz. Böylece Güneyden İspirden başlayan yolculuğumuz Kuzeye doğru Kavrun yaylasına doğru yönelecek oradan daha da aşağıya  Ayder yaylasına geçilecek.

    Uzun sürecek olan bu yürüyüş için sabah çadırlarımızı toplayıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra 9.30 civarında bulunduğumuz yükseklikten aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. İniş zaman zaman dik olarak gitse de arada yavaşlayıp düzlüklere çıkınca hızlanan bir hal alıyor. Dağların arasında halen karlar var. Ve bu karları zaman kazanmak için  yürüyerek  geçmek zorundayız. Aksi halde aşağıya inip yeniden yukarı tırmanmak bize bir hayli zaman kaybettirecek. Karlar yürüyüşümüzü engelliyor. Bölgeyi iyi bilen Ömer ve Sabri  bize yardımcı oluyor Tek tek hepimizi karların içinden karşıya geçiriyor. Cevdet ise en başta rotayı tespit edip yürüyüşü yönlendiriyor.

    Dağın etrafını dönerek yolu kısaltmak daha iyi oluyor akşama doğru 16.00 civarında Kavrun vadisi aşağıda önümüzde duruyordu. Sonu gözükmeyen ve vahşi , dokunulmamış bir şekilde yalnız aşağıya doğru akan bir vadi. Ortasından akan nehir dağın içinden çıkarak geliyordu. Dağda kardan kapanmış olan , gözükmeyen tarihi ipek yolunu yani ilkel katırlarla yapılan ticaret yolunu/ patikası ortaya çıktı. Taşların yan yana dizilmesiyle yapılmış ve ancak küçük bir katırın geçebileceği darlıkta bize  koskocaman bir cadde gibi gelen bu patikadan aşağıya daha emin adımlarla inmeye başlıyoruz. Aşağısı henüz gözükmüyor dağ o kadar yüksek ki dönerek yapılan bu inişe Ömer “yalancı iniş” derler diyor gidersin gidersin ama bir türlü inemezsin. Ayaklarımız inmekten yavaş yavaş yalpalamaya başladı bile. Ama iniş çıkıştan daha rahat ve güvenli ilerlemeye devam ediyoruz. Uzakta vadinin üzerinde bize doğru gelen bir sis ortaya çıkıyor. Ömer yine bu sisin hoş olmadığını ve yön bulmada zorluk yaşayabileceğimizi söylüyor. Sisin çökmesi ile görüş alanımız daraldı. Uzakta Cevdet'in ıslığı işitiliyor. Arkadan ıslığa cevap veriliyor. Birbirimizi kaybetmiyoruz ama yorgunluk ve uzun bir süreden beri süren yürüyüş ufak tefek düşmelere, takılmalara yol açıyor. Akşam oldu. Görüş alanımız iyice daraldı. Işıksız ilerlemek çok zor. Sabri ve Omer hem ileriye hem de geride kalanlara ışık tutup ilerlememizi sağlıyor. Nehrin akan suları yer yer çatallaşıp etrafa yayılıyor. Taşlarla beraber yürümeyi de  güçleştiriyor , dikkat isteyen bir yürüyüş ama dikkatimizin en son noktalarındayız. Nihayet uzakta Kavrun yaylasının sarı ışıkları ortaya çıktı. Yorgun bir şekilde ilerlemeye devam ettik. Yaklaşık 12 saat süren yürüyüşümüz nihayet sona erdi.

  Kavrun yaylasında Abdullah amcanın kahvehanesine gelince hemen sıcak çaylar ve poğaçalar geldi. Uzun bir yürüyüşün ardından bu bizi biraz olsun bizi kendimize getirdi. Ardından sıcak bir çorba ile gelen yemek , bütün gün süren yürüyüş yolculuğumuzun son noktasıydı.

    Kavrun yaylasındaki son kampımızda bir gün öncesinin stres ve yorgunluğunu, fazla soğuk olmayan ılık bir gece ile atlattıktan sonra sabahın erken saatlerinde tepemizde bağıran bir buzağı sesi ile uyandık. Kahvehanede sıcak çaylarımızı ve poğaçalarımızı yerken Abdullah Amcanın Kavrun yaylasının turizme açılmasına karşı buranın yaylacılık geleneği içinde kalmasını ve turizm ile kirletilmemesi gerektiği konusunda bürokratlara karşı tek başına nasıl  mücadele ettiğini dinledik. Gerçekten de buraya otel yapılmasının ve otelin bir köşesinde Abdullah amcaya otantik bir köşe ayrılması  yerine Abdullah amcayı tezgahının başında görmek çok daha keyif verici oluyor.

     Bu sabah ki rotamız Ayder yaylasına inmek olacak. Bunun için önce Galer düzüne ineceğiz. Yürürken yemyeşil düzlükler dağın yorgunluğunu ayaklarımızdan çekip alıyor. Bu yürüyüşte  dağların yalnızlığını , özgürlük duygusunu tadamıyoruz artık ama yeşilin , derelerin, doğanın güzelliği hep üzerimizden akıyor.

  Galer düzüne gelince öğle yemeği molasının ardından bizi Ayder'e götürecek minibüsümüze biniyoruz. Kaçkarın karlı yamaçları gerilerde kaldı. Etraf piknik yapan insanlarla dolu şimdi.

  Ayder yaylası turizmle iç içe geçmiş yemyeşil yamaçlar arasında kalıyor. Kaplıcaları , balı, yöre kıyafetleri ile dolaşan Rizeliyi görebiliyorsunuz. Kaldığımız pansiyon sahibi de bize kendi evimizdeymiş gibi davranıyor. Evimizdeki  gibi  terliklerimizi giydiğimiz, kahvaltımızı, sohbetimizi ettiğimiz bu pansiyonda rahat ediyoruz.

  Gezinin bu turistik bölümünde akşam bölgenin en güzel horon çeken lokantasına gidiyoruz. Kızlı erkekli bütün herkes yayla şenliklerindeki gibi el ele tutuşup horon çekiyorlar. Kapıda horona katılmak için bekleyenler bile var. Ancak içerde yer yok. Tulumun ince sesine katılmamak mümkün değil zaten sizi bulunduğunuz yerden çekip çıkarıyor. Kendinizi elleriniz havada buluyorsunuz.  Günün yorgunluğunu lokantadan çıkıp birer  laz böreği yiyerek kapatıyoruz.

      Dönüş günü sabah erkenden yola çıktık. Çamlıhemşin’de  Zilkale'yi görmeden gitmek olmaz. Cevdet ve eşi bizleri halen yapılmakta olan yol üzerinden bin bir zahmetle kaleye götürdüler. Aşağıda Fırtına deresi akıyor. 

 Zilkalenin ardından Trabzon'a uzanıyoruz. Sümela manastırı bu bölgenin en önemli eserlerinden biri. Sümela manastırında her ne kadar bazı kısımlar yeniden yapılandırılmış ise de büyük bir kısmında yapılandırma işlemi devam ediyor . Bu nedenle de manastırı bütünsel olarak kavramak güçleşiyor. Rehberimiz Cevdet’in bu konuda verdiği bilgilerle bu bilgi açığını biraz olsun  kapattık.

 Trabzon havaalanına başladığımız noktaya geri döndük. Bu gezide kendimizi  Karadeniz'in doğasında, insanında    keşfederek yeniden üretirken bunu Cevdet , Sabri, Ömer’in bizleri kendi evlerindeki gibi  ağırlamasına borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Bu gezinin ardından şimdi artık Güneyin sıcak kumsalları ve denizi  uzak ve yabancı  geliyor. 

 

HÜRRİYET KONYAR

 

07-13 Temmuz 2007 Yeni Trans Kaçkar Turu katılımcımız.

Hürriyet Hanım'a ve tüm 71 Maarif Koleji mezunlarına teşekkür ediyoruz...

 

 

 

 
 
Ana Sayfa

|

Gezi Güncesi

|

Çeşitli Bilgiler

|

  Fotoğraflar

|

  Site Haritası

|

Hakkımızda

|

İletişim
 

 

 

 

Yeniçarşı Cad. 36/4  Beyoğlu-İstanbul Kroki

Tel:(0212) 251 17 63 - 251 98 64 Fax: 249 80 07

Gsm: 0535 5468636-0505 4970577

Email: bilgi@tamzaratur.com